İsrail’in Filistin yönetiminin gümrük gelirlerine el koyması, iş gücü yasakları ve lojistik kısıtlamaları, işgal altındaki Batı Şeria’da kamu ve özel sağlık sektörünü ciddi bir çöküşün eşiğine getirdi. Bölgede derinleşen ekonomik ambargo; ağır borç yükü, maaş krizleri ve hayati önem taşıyan tıbbi malzeme ile ilaç kıtlığını beraberinde getirdi.
İsrail basınından Haaretz gazetesinin yayımladığı verilere göre, Batı Şeria’daki kamu eczanelerinde temel ilaçların büyük bir kısmı tükenmiş durumda. Ekonomik darboğaz nedeniyle halkın önemli bir kesimi, bu ilaçları özel piyasadan tedarik edebilecek maddi güçten yoksun bulunuyor. Filistin Sağlık Bakanlığı, biriken dış borçlarının 2,6 milyar şekele (yaklaşık 925 million dolar) ulaştığını ve bu miktarın bakanlığın yıllık toplam bütçesine neredeyse denk olduğunu açıkladı. Bakanlık, yakın süreçte en temel sağlık hizmetlerinin dahi verilemeyeceği konusunda uluslararası kamuoyuna uyarıda bulundu.
Mali kriz, sağlık çalışanlarını da doğrudan etkiledi. Doktor ve hemşireler uzun süredir maaşlarının yarısını veya daha azını alabilirken, mayıs ayından bu yana süregelen grevler nedeniyle bölgedeki yüzlerce klinik ve sağlık merkezi işlevini yitirdi. Bu durum; hamile kadınlar, bebekler, engelliler ve kronik hastaların takibini imkansız hale getiriyor. Şu an devlet depolarında rutin olarak bulundurulması gereken 1260 çeşit ilaçtan yalnızca 260’ının kaldığı belirtiliyor. Kanser ve böbrek yetmezliği gibi kritik hastalıklara sahip bireyler, tedavi süreçlerini devam ettirebilmek için borçlanmak ya da kredi çekmek zorunda kalıyor.
Sürecin diğer bir boyutu ise lojistik engeller ve uluslararası yardım kuruluşlarına yönelik baskılar olarak öne çıkıyor. Batı Şeria genelinde konuşlandırılan 1000’den fazla kontrol noktası ve barikat, ambulansların ve tıbbi personelin hastanelere ulaşmasını engelliyor. Sağlık ekipleri, hastaları barikatların arkasından diğer araçlara aktarmak için ilkel yöntemler kullanmak zorunda kalırken, bu durum hem zaman kaybına hem de maliyet artışına yol açıyor. Uzmanlar, UNRWA ve Sınır Tanımayan Doktorlar gibi organizasyonların faaliyetlerinin kısıtlanmasıyla da birleşen bu tablonun, tesadüfi bir kriz değil, planlı bir sosyo-ekonomik yıpratma politikasının sonucu olduğunu vurguluyor.
