Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, milyonlarca çalışanın emeklilik hesaplamalarını ve prim gün sayılarını yakından ilgilendiren çok kritik bir emsal karara imza attı. Geçmişte çıraklık yaptığı dönemde fiilen fabrikada ve üretim hatlarında görev aldığını belirterek bu sürelerin uzun vadeli sigorta kollarına (emeklilik primlerine) dahil edilmesini talep eden bir işçinin açtığı davada, yüksek mahkeme yerel mahkemelerin verdiği kabul kararını bozdu. Yargıtay’ın bu kararıyla birlikte, çıraklık döneminde geçen sürelerin emeklilik primi hesaplamalarında dikkate alınamayacağı hukuken netleşmiş oldu.
Hukuki süreç, 1987 ile 1989 yılları arasında reşit olmadan Makine Kimya Endüstrisi bünyesinde çırak olarak çalışan bir vatandaşın açtığı hizmet tespiti davasıyla başladı. Davacı, söz konusu yıllarda sadece eğitim almadığını, normal bir işçi gibi doğrudan üretime katıldığını savunarak bu günlerin emeklilik işlemlerinde sayılmasını talep etti. Dosyayı ilk etapta inceleyen iş mahkemesi ve ardından itirazı değerlendiren bölge adliye mahkemesi, işçinin günlük faaliyetlerinin ağırlıklı olarak üretim odaklı olduğunu kabul ederek çıraklık döneminin sigorta primine dahil edilmesi yönünde hüküm kurdu.
Ancak dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, yerel mahkemelerin kararına katılmadı. Sosyal güvenlik hakkının anayasal önemine değinen yüksek mahkeme, bu tür hizmet tespiti davalarının büyük bir titizlikle yürütülmesi gerektiğini hatırlattı. Kararın gerekçesinde, mülga 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na atıfta bulunularak, bir kişinin uzun vadeli sigorta kollarına tabi olabilmesi için taraflar arasında mutlak surette bir hizmet akdinin (iş sözleşmesinin) kurulması ve fiili bir çalışmanın başlaması gerektiği vurgulandı. Kanunun, çıraklık döneminde malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası hükümlerinin uygulanamayacağını açıkça belirttiği ifade edildi.
Yargıtay, çıraklık sözleşmelerinin temel gayesinin bir iş gücü ve çalışma olgusu yaratmak değil, bireye bir meslek ve sanat öğretmek olduğunun altını çizdi. Çırakların iş yerindeki üretim faaliyetlerine bizzat katılmasının, yaptıkları mesleki öğrenimin doğal bir uzantısı ve gereği olduğunu belirten yüksek mahkeme, dışarıdan bakıldığında bu faaliyetler normal bir işçinin mesaisiyle aynı görünse bile yasal anlamda bir hizmet akdi oluşturmayacağını kaydetti. Bu doğrultuda, öğrenim müfredatının sınırları içinde kalan bu süreçlerin emekliliğe esas sigortalılık niteliği kazandırmayacağı belirtilerek alt mahkemelerin kararları iptal edildi.
